“Sonra” kelimesinde ne kadar hayat saklı

“Hayatı sonraya erteliyoruz; sanki birileri bize o ‘sonra’nın kesinlikle geleceğini garanti etmiş gibi.”

Bu düşüncenin değeri güzel bir söz olmasından çok, günlük hayatta kolayca tanınan bir insan anını anlatmasındadır. Dışarıda dramatik bir şey olmayabilir; fakat içeride bir seçim oluşur: alışılmış tepkiyi tekrarlamak mı, yoksa artık işe yaramadığını görmek mi?

Bir şeyi ertelemek bazen mantıklıdır. Ama sürekli “sonra” demek, belirsizlikten, korkudan ya da kendi isteklerimizden kaçmanın sessiz bir yoluna dönüşebilir. Seyahat etmek, önemli bir konuşma yapmak, öğrenmek, dinlenmek ya da kişisel bir projeye başlamak için daha iyi bir zamanı bekleriz. Koşullar önemlidir; ama bazen mükemmel an yaklaşmaz, yalnızca aylar geçer.

Buradaki amaç düşünmeden hareket etmek değildir. Gerçek bir engelle, hayatın neredeyse hiçbir zaman sunmadığı tam kesinliği bekleme alışkanlığını ayırabilmektir. Pratik değer, düşünce davranışa dönüştüğünde ortaya çıkar. Önce gerçeği adlandırmak, onu otomatik tepkiden ayırmak ve bugün hangi küçük adımın durumu daha dürüst, daha hafif ya da gerçekten önemli olana daha yakın hâle getireceğini sormak gerekir.

Değişim nadiren dev bir kararla başlar. Çoğu zaman otomatik pilottan çıktığımız kısa bir duraklamada doğar. O kısa an, kusursuz olmasa da daha bilinçli bir cevap verebilmek için alan açar.

Bu yüzden ““Sonra” kelimesinde ne kadar hayat saklı” bir emir değil, bir sonraki adımı yeniden değerlendirme davetidir.

Aynı durum farklı insanlardan farklı cevaplar isteyebilir. Bağlam, güvenlik, sorumluluk ve kişisel sınırlar önemlidir. Düşünmek kararın yerini tutmaz; fakat gerçek seçeneği daha net görmeye yardımcı olabilir.

Bir başka yararlı yöntem, aynı hikâyeyi yakın bir arkadaşımızın anlattığını düşünmektir. Ona da kendimizden beklediğimiz şeyi mi önerirdik? Bu küçük mesafe, içeriden fark edilmesi zor olan gereksiz sertliği, korkuyu ya da alışkanlığı görünür kılabilir.