Einstein: Yeni olanı keşfetmek için bilgi neden tek başına yetmez?

‘Hayal gücü bilgiden daha önemlidir’ sözü kolayca yanlış bir yarışa çevrilebilir; sanki Einstein daha az bilip daha çok hayal kurmayı öneriyormuş gibi. Oysa düşünce daha ilginçtir. Bilgi elimizde olanı tarif eder ve düzenler; hayal gücü ise mevcut haritanın hazır yol sunmadığı bir soruyu kurmamıza izin verir. Biri malzeme sağlar, diğeri olasılık açar.

Söz, 1929’da The Saturday Evening Post’ta yayımlanan ‘What Life Means to Einstein’ söyleşisinden gelir. Einstein burada sezgi, hayal gücü ve bilimsel keşiften söz eder; gerçekleri reddetmez. Kendi çalışmaları da ikisinin neden birlikte olması gerektiğini gösterir: Cesur bir düşünce deneyi ancak matematik, gözlem ve eleştiriyle karşılaşabildiğinde değer kazanır.

Tanıdık bir yöntem işlemediğinde aynı ayrım karşımıza çıkar. Teknik bir sorun, araştırma sorusu ya da yaratıcı proje bazen bir ek bilgiye değil, sorunu başka türlü modellemeye ihtiyaç duyar. Hayal gücü alternatif üretir; bilgi bu alternatiflerden hangisinin gerçeklikle temas ettiğinde ayakta kaldığını sınar.

Dolayısıyla söz hayal gücü ile bilgi arasında bir kazanan seçmez. Bildiklerimizi tekrar etmenin her yeni fikri tek başına üretemeyeceğini hatırlatır. Fakat disiplinli bilgiyle sınanmayan hayal gücü de açıklamaya, icada ya da keşfe dönüşmeyen çekici bir olasılık olarak kalabilir.

Hayal gücü yine de sınırsız keyfilik anlamına gelmez. Güçlü bir bilimsel ya da yaratıcı fikir, mevcut bilgiyi çöpe atmak yerine onu sıçrama tahtası olarak kullanır. En verimli yenilik alanı çoğu zaman tam bu sınırda oluşur: gerçekler koşulları belirler, fakat çözümü hazır olarak vermez. Yaratıcılık, bu boşlukta yeni bir model kurma cesaretidir.