Bırakmak ileri gitmenin bir yolu olduğunda

“Bırakmak her zaman vazgeçmek değildir. Bazen uzun süredir seni geriye çeken yükü artık taşımamayı seçmektir.”

Bu düşüncenin değeri güzel bir söz olmasından çok, günlük hayatta kolayca tanınan bir insan anını anlatmasındadır. Dışarıda dramatik bir şey olmayabilir; fakat içeride bir seçim oluşur: alışılmış tepkiyi tekrarlamak mı, yoksa artık işe yaramadığını görmek mi?

Dayanıklılığı, ne pahasına olursa olsun tutunma zorunluluğuyla karıştırırız. Oysa bir ilişki, rol, plan ya da eski bir kırgınlık anlamını yitirip her gün enerji tüketen bir yüke dönüşebilir. İnsan, sırf çok zaman harcadığı için eski bir kararın doğru olduğunu yıllarca savunabilir. Ancak geçmişte ödenen bedel, gelecekte ödenecek bedeli otomatik olarak mantıklı kılmaz.

Bırakmak, her rahatsızlıktan kaçmanın bahanesi olmamalıdır. Asıl soru şudur: Bu durum önemli olduğu ve emek istediği için mi zor, yoksa artık işlemeyen bir şeyi uzun süredir ayakta tuttuğum için mi? Pratik değer, düşünce davranışa dönüştüğünde ortaya çıkar. Önce gerçeği adlandırmak, onu otomatik tepkiden ayırmak ve bugün hangi küçük adımın durumu daha dürüst, daha hafif ya da gerçekten önemli olana daha yakın hâle getireceğini sormak gerekir.

Değişim nadiren dev bir kararla başlar. Çoğu zaman otomatik pilottan çıktığımız kısa bir duraklamada doğar. O kısa an, kusursuz olmasa da daha bilinçli bir cevap verebilmek için alan açar.

Bu yüzden “Bırakmak ileri gitmenin bir yolu olduğunda” bir emir değil, bir sonraki adımı yeniden değerlendirme davetidir.

Aynı durum farklı insanlardan farklı cevaplar isteyebilir. Bağlam, güvenlik, sorumluluk ve kişisel sınırlar önemlidir. Düşünmek kararın yerini tutmaz; fakat gerçek seçeneği daha net görmeye yardımcı olabilir.

Bir başka yararlı yöntem, aynı hikâyeyi yakın bir arkadaşımızın anlattığını düşünmektir. Ona da kendimizden beklediğimiz şeyi mi önerirdik? Bu küçük mesafe, içeriden fark edilmesi zor olan gereksiz sertliği, korkuyu ya da alışkanlığı görünür kılabilir.