Montaigne: Yaşamın kendisini bir zanaata dönüştürmek

Montaigne yaşamayı kendi mesleği ve sanatı olarak adlandırdığında dikkati büyük başarılardan varoluş biçiminin kendisine çevirir. Bir insan mesleğinde usta, çok okumuş ya da toplumsal olarak başarılı olabilir; yine de zaman, korku, haz, hastalık ve ölümle kötü başa çıkabilir. Montaigne için bunlarla yaşamayı öğrenmek felsefenin yan işi değil, asıl işidir.

Söz Denemeler’in ikinci kitabındaki ‘Of Practice’ bölümünde yer alır. Montaigne alışkanlıklarını, hafızasını, dostluğu, bedeni, kazaları ve hataları düşüncenin malzemesi yapar. Bu yalnızca kendine ilgi değildir; yargıyı soyut bir sistem yerine gerçek yaşam üzerinde sınama yöntemidir.

Pratik soru rahatsız edicidir: Yaşamak bir zanaatsa, her gün neyin pratiğini yapıyoruz? Acele de tekrar yoluyla ustalaşabilir. Dinlemek, suçluluk duymadan dinlenmek, hata kabul etmek ya da küçük bir tersliği büyütmemek de öyle. Bir hayat, ender dramatik kararlardan olduğu kadar tekrarlanan tepkilerden de biçimlenir.

Montaigne’in ‘sanatı’, hayatı güzel göstermeye çalışmaktan çok bir zanaatkârın dikkatine benzer. Dikkatle gözle, hareketi ayarla, elindeki gerçek malzemeyle çalış — ve yaşama pratiği sürdükçe öğrenmeye devam et.

Montaigne’i pratik kılan nokta tam da budur. Kopyalanacak kusursuz bir hayat modeli vermez; insanın kendisini rol yapmadan izlemesini önerir: neye öfkeleniyoruz, neden korkuyoruz, zamanla ve insanlarla nasıl davranıyoruz? Hayatın niteliğini çoğu zaman nadir büyük kararlar değil, her gün tekrar edilen küçük tepkiler, alışkanlıklar ve düzeltmeler biçimlendirir.